Akşama sabaha yeni bazı notlar düşeyim kendim için elektronik tarihçe olarak nitelendirdiğim bloga derken işte yine Ankara'daki patlama olunca yazılacaklar, yaşanmışlıklar da teferruat oluyor :( Ne diyeceğini şaşırıyor insan. Bu sanırım bizim bulunduğumuz coğrafyanın kaderi. Bugünlerde okul nedeniyle okuduğum derslerde bolca Türk Ekonomi, Türk İdare tarihi vb derslerde geçmişten günümüze yaşanmışlıkları yeniden okuyup şaşırıyorum. Hep mi tarih tekerrür edip durur :( Yani insanın aklı almıyor iklimsiz, karlı buzlu Norveç, denizi doldurup toprak edinmeye çalışıp üretim yapan Hollanda, kuzeydeki diğer müreffeh Avrupa ülkeleri veya Hong Kong, Singapur nasıl oluyor da bizden kat be kat müreffeh olabiliyor. Bizim millet olarak günahımız Türk veya müslüman olmak mı? 1990 lı yılların başında bir müddet yaşadığım Zongulda'ğa ilk yerleştiğimiz zamanlarda, Düzce ile mukayese edip kendi memleketime ne acımıştım. Zonguldak devletin tüm yatırımlarını yağmur gibi yağdırdığı bir ildi o zamanlar. O tarihlerde Düzce'de ise devletin bir kaç lise ve uyduruk bir hastaneden başka hiç bir şeyi yoktu. Bu ayrımcılık işine oldum bittim ayar oluyorum. Aklımın ilk ermeye başladığı zamanlardan beri ilgim hep haksızlıkların, ayrımcılığın, adaletin hakkıyla dağıtılmamasının üzerinde oldu. Bunu görmezden gelenlerden nefret ettim. Bu yüzdendir kapitalizmden nefretim, bu yüzdendir komünizmden veya diğer insan onurunu hiçe sayan tüm sistemlerden tiksinmem. Maalesef ki adalet ve huzur bizim yaşadığımız bu coğrafyaya ait bir kavram olamadı, olamıyor :( Biraz kendimizi toparlamaya, millet olarak biraz yüzümüz gülmeyegörsün anında hevesimiz kursağımızda bırakılıyor. Ülkem için, milletim için, şehrim için, evladım, kardeşlerim, kendim için ümitli olmak istiyorum ve dua ediyorum. Lütfen siz de edin. Zamanın geçiyor olması aslında öyle güzel bir nimet ki, beraberinde yaşanmış olan zorlukları ve üzüntüleri de alıp götürüyor. Dün evde ofisimi yeni açtığımda aldığım notları görünce gülümsemiştim. O zamanlar o yapılacak işlerin gözümde ne kadar büyüdüğünü, stres ettiğimi hatırlayıp, hepsinin halletmiş olmanın mutluluğunu hissederek. Zamanı bu yüzden çok seviyorum. Çünkü insan her geçen zamanda daha da güçlenerek, büyüyerek, öğrenmiş, tecrübe etmiş olarak, kendini tanıdığı için hayatı daha kolay ve mutlu yaşamayı becerebiliyor. Daha ne olsun ki...
14 Mart 2016 Pazartesi
13 Şubat 2016 Cumartesi
BİRAZCIK ADALET! İMKANSIZ MI?
Dün akşam haber izlerken bir haber dikkatimi çekti. İsveç'li bir yardım kuruluşu (sida) 2016 yılında tüm dünyada 125 milyon kişinin yardıma muhtaç olacağını tespit etmiş. İşte Suriye'de 18 milyon kişi, Irak'da 7,5 milyon kişi, Etiyopya'da kuraklık nedeniyle 10 milyon kişi vs... Rakamlar insan hayatını ifade ederken çok yetersizdir. Ama bu rakamlar gerçeğin de çok ötesinde yetersiz. Dedim ki bunların yardıma muhtaçtan anladığı açlıktan ölümle hayatta kalma arasında gidip gelen insanlar olmalı. Yani bir yardım kuruluşunun bu tespiti yapmış olması bana insanlıktan ne kadar ama ne kadar uzakta olduğunu gösterdi. Bence çok talihsiz bir açıklama. Hani derler ya özrü kabahatinden büyük. Bu öyle bir şey. Ben eğer yetkili olsaydım böyle bir açıklama yapan kuruluşu tez elden kapatırdım. İnsan hayatı sadece açlık tokluktan ibaret midir? Velev ki öyle olduğunu kabul edelim 7 milyar nüfusa sahip bir dünyada sadece açlık tokluk arasında gidip gelen insan sayısı sizce 125 milyon mudur? Bahsetmeyeceğim hepimizin bildiği acılardan da. Ben yine şu kapitalist dünyaya nefretimi kusmadan da geçemedim.
Bizim aklı evvellerden birisi de (Berna Laçin) Küba'ya gitmiş. Doktorun bile 20 euro maaş aldığı bu komünizm ülkesini ballandıra ballandıra anlatmış. Aklın ermese çantayı omzuna vurup Küba'ya göç edersin.
Yok arkadaş ben aklımı çıldıracağım. İnsanlık tarihin hangi döneminde bu kadar ölmüştür acaba? Ya da tekrar dirilir mi? Biz inançlı insanlarız ümit etmeliyiz ama o kadar zor ki ümit etmek. Allah affetsin beni. Bir akşam haber izledim daha da kendime gelemiyorum. Haber bülteni değil, felaket tellallığı. Ne aklım ne gönlüm almıyor bu kadar adaletsizliği, Yazmasam da çatlayacaktım, bakmayın siz benim kusuruma :((
26 Ocak 2016 Salı
GÜNCE
Biz insanoğlu adrenalin seviyoruz. Yani ben de yeni keşfettim bu yanımı. Herkes kendi çapında tabi. Misal kendime mutlaka bir adrenalin bulduğumu farkettim. Yeniden okumak neme lazımdı ( Kamu yönetimi son sınıf ve hatta son dönemim kaldı :) ) Bir sınav telaşına düşüyorum. Sanki hayatımda az telaşe varmış gibi. İşte fazla kilolarımdan kurtulma telaşım var ama bu geç kalınmış bir durum benim için. Hoş yıllardır var da bu uğraşım ama bir türlü istediğim ideal kiloma kadar istikrar gösteremiyordum. Şimdi daha azimliyim inşallah bu kez becerecekmişim gibi hissediyorum. E bir de biliyorsunuz yeni iş kurma telaşem var, bu da hayatın beni getirip koyduğu bir süreç gibi, çok bunda dahlim olduğunu hissetmiyorum. Netekim sonuçta hepsiyle aynı anda başetmeye çalışan bendeniz fukara var. Şikayetçimiyim?? Hayır değilim. Hatta çok şükür ki hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum. Şu anda eskisi gibi kesin olan yüklü bir maaş gelirim yok! Ama gelecek kaygısı da duymuyorum. Nedenini bilmiyorum bunun ama duymuyorum. Allah'ın benim için yarattığı rızka her zaman sonsuz güvendim ben, şimdi de güveniyorum. Okul desen bu süreci yaşamaya başlamadan önce keyfi başlamıştım, yüksek onur belgeleri almıştım, bu sefer de standardımı düşürmeyeyim diye zaman yaratmaya çalıştım biraz yoruldum, ama bu da beni mutsuz değil bilakis sınav iyi geçince sevindirik etti. Diyorum ya adrenalin seviyoruz :)). İş desen önümde hiiiç bir gelir garantisi vs yok, bir de hiç tanımadığım luca mali müşavir programıyla uğraşmaya başladım sabahtan beri aval aval bakıyorum zinhar bi şey anlamış değilim, kendimi gerizekalılığın zirvesinde hissediyorum vallahi kapattım, bıraktım geldim bloğumda oynamaya başladım :))). İşte böyle! Kilo vermem maalesef durakladı, 10 kilo vermiştim ama, ben niyetimi de diyetimi de bozmuyorum. Yürümeye devam ediyorum, şekerden undan uzak duruyorum, ama kafamda asla diye bir cümle geçirmiyorum çünkü o zaman inadına canım istiyor. günde bir/birbuçuk ince dilim ekmek tüketiyorum veya ekmek yerine geçen pilav makarna çorba yemişsem ekmek yemiyorum. Sabah içtiğim limonlu ılık suya bir tane de dal tarçın ekledim. Önce tarçını bardağa koyup üzerine kaynar su, iki dk. sonra da soğuk su ilave edip yarım limonun suyunu ilave edip içiyorum. Gün boyunca midem de kazınma hissetmiyorum, bu müthiş bir mucizeymiş. Akşam yemeğine şimdi toz tarçın, toz zencefil, toz zerdeçal eklenmiş bir kase yoğurt ekleyeceğim. Bunun yağ yakmaya yardımcı olduğunu okudum. Bir de su içmeyi unutuyorum bu da kilo vermeme engel oluyor, bunu yapabilmem lazım da bu soğukta da su içilmiyor ki mübarek!...
Bizde durum böyle, herkese Allah gönlünün hayırlı muradını versin, bana da bir dua gönderirseniz emin olun Rabbim kabul eder. Sevgiler...
17 Ocak 2016 Pazar
GÖRMEZDEN GELDİĞİN SEN!
Bunu geçenlerde ismini hatırlayamadığım biriyle yaptım ve bittiğinde ben nedendir bilmem ağlıyordum. Şimdi siz de yapın bakalım ne hissedeceksiniz? Ağlayıp ağlamamak kişiye göre değişir belki ama müthiş bir sevgi ve mutluluk duygusu hissettireceğinden eminim.
Şimdi olay şu; önce gözlerinizi kapatıyorsunuz, hatırlayabildiğiniz en küçük halinizi hafızanızda canlandırıyorsunuz. Şimdi onu kendinize çağırın. Geldi değil mi size. Uzatın elinizi ellerinden tutun ve saçlarını okşayın, kucağınıza alıp onu sevgiyle kucaklayıp, dizlerinize oturtun. Şimdi ondan şimdiye kadar onu üzdüğünüz için özür dileyin. Onu bir daha üzmeyeceğinize, kimsenin de bunu yapmasına izin vermeyeceğinize söz verin. Ona sevdiğinizi söyleyin ve ayrılmadan "korkma tamam mı?" deyin. Artık gözlerinizi açabilirsiniz. Bu seans sanırım 2 dk filan sürüyor. Yazıyı okuduktan sonra denemenizi öneririm. Hissettiklerinizi de paylaşmanızı.
Sevgiyle kalın...
14 Ocak 2016 Perşembe
BİRAZ İŞ, BİRAZ DİYET MACERAMIZDAN NOTLAR
Hayatımızın kare kodları aslında daha çok küçükken dikkatimizi çeken, şöyle başımızı kaldırıp baktığımız kelimeler, eylemler ve tiplermiş bunu zaman zaman şaşkınlıkla gözlemliyorum kendimde. Gün geliyor o kelimeleri, eylemleri, karakter tiplerini tam da üzerimizde yakalıyoruz değil mi? Size de oluyordur böyle. Bununla ilgili de ayrıntılı yazmak istiyorum daha sonra.
Geçen on dört gün içinde ofisimi açtım nihayet. On yıllarca şehir dışında kilometrelerce uzakta çalıştığım için şimdiki çalışmam bana çok komik geliyor. Sabah onlarca kilometreden sonra işe gideceğimi zannedip bir süre telaşını, başkasının işine gidiyorum, geç kalıp hakka girmeyeyim telaşını, acaba bugün ne tür sorunları çözmeye çalışacağım kaygısını, işe gidince ev çok uzakta duygusunu, akşam işten çıkış saati de gelmedi, onca yolun trafiği var şimdi düşüncelerini atabilmiş değilim. Tüm bunların artık olmadığını hatırlayınca da kelimenin tam anlamıyla kendimi boşlukta uçuyormuş gibi hissediyorum. Allah isteyen herkese mutlu olacağı işlerle meşgul olmayı nasip etsin. Maalesef bugünün Türkiye'sinde bu çok büyük bir lüks halen. Oysa ki ne kadar da insani bir ihtiyaç. Bizde halen insan hayatları çok bonkörce harcanmaya devam edilip gidiliyor işte. Açmayayım yine şu sistem şikayetlerimi ben şimdi ;)
Yazının bu paragrafında da şu kilo verme tecrübelerimi aktarayım belki bir faydamız olur dimi. Biliyorsunuz bu hepimizin hemen hemen ortak sorunu. Binlerce yöntem var ve olmaya da devam edecek. Ben bu kez limon mucizesini keşfettim. Aslında hepimiz sabahları yemekten yarım saat önce ılık limonlu su içilmesi tavsiyesini duyduk. Ben de öylesine başlamıştım. Bu sabah telaşeden unuttum. Bu gün içmediğim için gün boyunca hep açlık hissettim. Evet limonlu ılık su bu açlığı hissettirmiyor arkadaşlar. E ne oluyor o zaman da az yiyebiliyorsun. Olay buymuş yani. İkincisi de akşam yemeğini erken saatte yemeye çalışıp o yemekle yatmayı başarabilmek. Akşam yemeğinden sonra 2 şişe maden suyuna, 2 limon (ben hep bir veya bir buçuk sıktım, çok ekşi içemiyorum çünkü) 3 bardak da su ilave edip bunu yatıncaya kadar bitiriyorum. Normalde su içmeyi beceremediğim için aynı zamanda bunu tüketerek su içmiş oluyorum. Bunun da etkisini hissettim. Ki yaklaşık bir ayda 9 kilo verdim çok şükür. Son zamanlarda akşamları evin koridorunda yarım saat yürümeye başladım, koşu bantına daha çıkmadım. Her şeyden yiyorum ama az. Şekerli yememeye gayret ettim, ama kendime şart koşmadım, canım istediğinde ölçüyü kaçırmadan bir kaç bir şeyler yiyip nefsimi külledim. Hamur işi de aynı şekilde. Yani kendi huyumca bir taslak tutturdum gidiyorum. Bakalım ne kadar başarılı olacak bu sefer ki yöntem :) Tekrar yazacağım gelişmeleri.
1 Ocak 2016 Cuma
2016'YA VE DOSTLARA MERHABA
2016 ya ve fakiri unutmayıp "hal-hatır" mesajları yollayan tüm blog dostlarıma merhaba. Siz dostlarımı ve blogumu unutmuş degilim elbette. Geçen zamanda yaklaşık 4 aydır fiilen çalışmıyorum da üstelik. Fakat alışkanlık üzere midir, ya da meslek icabı mıdır bilmiyorum her gün muhakkak çalışacak, ögrenecek şeyler üzerine bir kaç saat çalıştım, çalışıyorum. Yazamamış olmamın sebebi belki de bireysel yaşantımda bir dönemin kapanıp, yeni bir dönemi açıyor olmanın fikri ve fiili sancılarıydı. Herşey biraz durulsun, ufuk biraz görülsün, ruhum biraz sükut bulsun istedim. Fiilen eski patronumun beni haaala işten çıkarmamakta inat etmesi beni inanılmaz yordu. Kafam sürekli bulandı. Ben kendi ofisimi kiraladım, boyandı, temizlendi. Elektronikleri alındı, aksesuarlar tamamlandı, mobilya da begenildi kurulacak ve dekore edilecek. Bu benim aceleci karakterimle kaplumbaga hızı oldugu için beni elbette strese soktu. Fakat eski işimden kopmak umdugumdan daha zorlu bir süreçmiş ki hala bitemedi. Ne yapalım her şeyde bir hayır vardır. Ben kötü olarak arkamdaki kapıları kapatmak istemedigim için bu kadar uzadı, yoksa çoktan bitmişti. Kendi iyi niyetime de bir 15 gün daha süre tanıdım :)) Lütfen siz de dualarınızı esirgemeyiniz. Benim için hayırla bitsin bu süreç.
Evde olmak nasıl? Bence paha biçilemez aslında! Ama inanılmaz bocaladım :) Her sabah erkenden kalkıp kendime işler çıkardım, anlatamam ne gülersiniz :))). Hayatımda hiç yapmadıgım bahçe çapalama işini bile yaptım. Geçen yıl kurdugumuz fındık bahçesinde fındıkların diplerini çapalamaya kalktım, otunu çöpünü temizlettirdim. Kurumuş odunlarını eşime kestirip taşıdık. Off ne yorgunluk ne performanslardı, hayatımın eforunu sarfettim diyebilirim. Evde de insiyatifi elime zor aldım, her yerin düzen hakimiyetini kurmak vallahi de kolay olmadı. Vahh dedim yaa! Çalışan kadın/ya da çok uzun mesaili çalışan kadın için ev eşittir otelmiş! Ya temizlikçi ablalar, ya evde daha uzun zaman geçirenler, ya da kendi kısıtlı zamanınızdaki çarpık çurpuk düzen nerdeee evde olan kadının düzeni nerde pehh ;) Sonraa yemek konusunda da önceleri biraz sıkılsam da, her gün pişirip taşırmaya sonra alıştım ve kendimi bile aştım artık :)) Televizyon izleyecek zaman hala bulabilmiş degilim ama, bu konuda hanımların sahip oldukları; saglıklı beslenme, diyet, spor, güzellik, bakım, dedektiflik vs gibi kültürlerine yetişemedim henüz. Kendin pişir kendin ye moduyla bir baktım ki yavru fil olmuşum. Hemen kendime geldim çok şükür, yeniden az ye, saglıklı ol düsturuma dönüp kiloları vermeye başladım. 2016 da yuvarlanarak yaşamaya hiç niyetim yok ;)) (göriciz bakalım ;) ). Bir de en önemlisi de ne biliyor musunuz? Namazlarım! Yıllar sonra namazlarımın ahengine kavuştum. Ne büyük bir yaraydı içimde. Vaktizamanında eda etmek, vee içtenlikle dua edebilecek zihine sahip olabilmek çok büyük bir nimetmiş. Ya aslında şu varmış ve gerçekmiş "mutsuz oldugun işi yapmayacaksın", seni mutsuz kılan ne ise ondan uzak duracaksın. İşin özeti buymuş aslında. Bunu anlamak belki benim çok zamanımı aldı ama sonuçta ögrenip, algıladım ya sonsuz şükürler olsun.
Yazıyı çok uzatmadan herkese kelimenin tam anlamıyla mutluluk, huzur, ruh ve beden saglıgı diliyorum. Rabbim gönlümüzdekileri ellerimize koysun. Yeryüzünde nerde bir mazlum varsa onu feraha çıkarsın. Sevgisiz de olmuyor tabi ;)) Hepinize bol bol aşk diliyorum yeni yılda. Sevmek güzel ama bence sevilmek paha biçilemez! Sevenlerimiz hep etrafımızda olsun. Allah'a emanet olun canlar.
Not: Yazım hatalarını düzeltemedim nedendir bilmiyorum,kusurları bol bir yazı için affınıza talibim :(( (imleç geriye dönük çalışmıyor) Ve bir de mesajlarınız için hepinize ayrı ayrı gönülden teşekkür ediyorum, inanın beni çok mutlu etti her bir mesajınız, kendimi önemli hissettirdiniz bana yahu. sağolun varolun, sizin de seveniniz çok olsun.
25 Ağustos 2015 Salı
"MIŞ GİBİ YAŞAMAK" OUT, "YENİ BAŞLANGIÇLAR" İN ;)
"Mış Gibi Yaşamak" yazısı önce gönlümde dolaşıp durdu, sonra yazıyla hem kendime, hem de kamuya arz olup şurda hayat buldu. Ve elbette sizden çok bu yazıyı ben okudum. İşte yazının gücü müdür, olacağın hayat bulacağından mıdır bilemiyorum lakin beni elimden tutup bu günkü noktaya getirip koydu. Bu süreçte hayata dair bazı kararlar aldım ve bu kararlarımı da önce kendime sonra da ilgili ilgisiz herkese dikte ettim. Artık "mış gibi yaşamaya" son verdiğimi ilan ettim. Henüz patronum bunu kabullenmiş görünmese de ben işten ayrılacağımı söyledim. Ve inanır mısınız önce eşim olmak üzere herkes bana destek oldu. Bunu hiç ümit etmiyordum, hiç beklemiyordum. Öyle mutluyum ki anlatamam. Yıllarca ben ne yormuşum öyle kendimi boşu boşuna. Demek ki kendi vesveselerim, kuruntularım beni daha çok yormuş. Şimdi bir geçiş süreci yaşıyorum, izindeyim ve evimdeyim. Kendi ofisimi (mali müşavirlik) açmak için planlar projeler yapıyorum. İş planlarımı hazırlıyorum. İş hayatımı artık kendi istediğim şekilde yönlendirme kararımın paha biçilemez huzurunu yaşıyorum. Belki bu süreçte yaşayabileceğim hiç bir maddi/manevi sıkıntı beni bundan öncekiler kadar asla mutsuz etmeyecek bundan eminim.
Bugün, dün pazardan aldığım mis kokulu domateslerimi kışlık sos yapıp kaldırdım. Domateslerle uğraşırken de sizinle bir hasbihal edip bu günceyi de tarihe not olarak buraya düşmüş oldum. Eminim ki dualarınızı, iyi dileklerinizi esirgemeyeceksiniz. Huzur ve mutluluk hepimizin olsun.
5 Ağustos 2015 Çarşamba
'MIŞ GİBİ YAŞAMAK!...
Son günlerde bu yazının başlığı dilime takıldı. Bu başlığın altında yüreğime değen en flaş kelime galiba "işim". Evet işimde mutluymuşum gibi davranıyorum, evet özgürmüşüm gibi sabah saatlerimi biraz daha uzatıyorum, akşamı öne alıyorum. Epi topu 20-30 dakikayla kendimi özgürmüş gibi hissediyorum. Yaptığım işin hayatımın ne kadar çok zamanını aldığını, bir çok faaliyetime engel olduğunu bile bile bunu geçici bir durummuş gibi düşünüyorum. Zamansızlıktan ertelediğim her şeyi tek tek bir gün telafi edebilirmiş gibi zannediyorum. Asıl yapmak istediğim kendi işimi hala bir gün yapacak gücüm kalacakmış ümit ediyorum. Bir de dolabımda asılı elbiseler var "mış gibi yaşamak"ta. Zayıflayıp eski haline dönülecekmiş gibi saklananlar, spor salonu için alınmış kıyafetler, deniz için, havuz için, tatil için, toplantılar için..... Sonra bir kalabalık, sadece bir sandalet, bir pantolon, bir de tüllü hırkayla dolaşıp durmalar... Bunlar gibi nice saçma sapan şeyler... Mutsuz muyum? sorusunun cevabı tam ağzımdan çıkarken ağzıma tıkılan "ama sen de çok şükürsüzsün" le irkilip, korkmalar. Hayır diyorum hayır! .....ben aslında çok şükrederim, gerçekten! Bu başka bişey! O başka bişey ezildi, yok edildi, sessiz çığlıklara döndü yine... Tatil bitti, zaman yine hükmü elimden aldı... Şimdilik!...
NOT:Uzun zamandır yazamadığım için beni merak eden sevgili blogdaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.
8 Haziran 2015 Pazartesi
YİNE BİR HAZİRAN
08 Haziran... Benim için anlamlı, her ne kadar ülkemde ufak çaplı bir kaos yaşanıyor olsa da :)). Güleriz ağlanacak halimize. Neyse bu yaşıma da ülkemin garip seçim sonuçları ile girmek varmış kısmette. Dün gece geç saatlere kadar uyuyamadım. Telefonumun şarj kablosu evde kalmış, şarjım bitik, kutlama mesajlarını facebook üzerinden alıyorum. Hediye seçimi ise sürpriz. Bakalım eşimin bana aldığı hediyeyi beğenecek miyim. Her şeye rağmen mutluluk hissini veren Rabbim'e şükürler olsun. Akşama pasta keseceğiz, sizleri de bekliyorum. Ben her ne kadar bu 2015 le yıldızımı barıştıramasam da heep ümitliyim. Sevgiler, doğum günü bloggerından...
25 Mayıs 2015 Pazartesi
HASBİHAL
İkibin onbeş yılının benim açımdan karmaşık bir yıl olacağı sanki gelişinden belliydi. Daha ilk günlerini hastanede geçirdiğimde içimde küçücük bir endişe kalmıştı. Fakat hayata olumsuz yönden bakmayı asla sevmediğim için üzerinde de durmadım. Şükür, Allah öyle büyük ve öyle merhametli ki en ümitsiz zamanlarımızda bile hep imdadımıza yetişir, hep elimizden tutup bizi düştüğümüz yerden kaldırır. Zaman o kadar hızlı akıyor ki ve o kadar da yoğun ve yorucu ki bazen kendimi yaşanmış bir zamanı atlamış gibi hissediyorum. Bir işin, uğraşın, düşüncenin, amacın, kitabın, dersin, sınavın, borcun, sıkıntının, stresin, mutluluğun.... hülasa yaptığım, yapmayı düşündüğüm her neyse onu bitiremeden, hazmedemeden diğerinin içinde bulunduğumu fark ediyorum. Başımı döndüren bir hız, lüzumsuz bir tempo, ikilemler, gel gitler ve tüm bunlardan kendini çekip çıkaramayan bir ben...
Huzur ve sükunet yalnızca tüm bu akışı durdurmak içinmiş gibi farz kılınmış namazda... Bunu da biliyorum, lakin yine de sizinle bir hasbihal etmek istedi gönül...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

