Google+ Followers

6 Aralık 2013 Cuma

GÜLLÜ BAHÇE


  Birkaç gündür bloğumun devam edip etmemesi konusunda kafam karışık, kararsız dolaşıp duruyorum. En kötüsü kararsızlık galiba ki tüm gece rüyamda uğraştım durdum. Yazdığım ve yazacağım yazıların tıpkı bir canlı varlık gibi bana küstüklerini gördüm rüyamda. Uyanınca "acaba yazının da bir ruhu mu var ki" dedim. Hatta daha önce yazılarımdan birinde bahsettiğim konağa nispet yaparcasına bu kez büyük babanın evini görüyorum rüyamda. Tıpkı Onların yaşadığı zamanlardaki gibi hayat dolu, güneşli ve sıcacıktı. Biz torun çocuklarıydık o evin. Evin sahibi büyük baba da dedemizin babasıydı. Herkesin karşısında tirtir titrediği, otoriter, disiplinli adam bizi görünce güler, kucağına alıp sarılır, kendini öptürüp, saçını bize taratırdı. Sonra da "çocuk sevindirme" ritüelini yerine getirmek için olsa gerek her defasında evin güneybatısındaki, balkonlu, kapısı kilitli odadaki kocaman ceviz konsolun çekmecesinden elinde ya iğde, ya akide şekeri, ya karışık meyve kurusunu elimize verip bizi bahçeye öyle salardı. Ama biz o kapısı her daim kilitli küçük odayı merak eder dururduk. Kimi zaman kuzenimle o odanın baktığı arka bahçeye boyumuza göre hayli yüksek olan bahçe çitini aşmayı becerip gizlice girer, dalları odanın balkonuna değen incir ağacından incir, erik ağacından erik, armut ağacından armut toplar son olarak mutfak penceresinin çaprazında kalan, oturma odasının bahçeye bakan penceresinden de görülebilen aşlı gülden de koparabilirsek yaramazlığı becermiş olmanın edasıyla bahçeden sıvışırdık.  Halbuki evin umuma açık ön bahçesinde dış kapının solunda pembe ve beyaz gül ağaçları, sağ tarafında da mis gibi kokan hanımeli vardı ve ondan sadece biz değil herkes koparabilirdi. Büyük annenin yakasında çengelli iğneyle tutuşturulmuş bir pembe gül olur, mis gibi gül kokardı. O evin daimi yatılı misafiri, gündüz yemek misafiri, kimi zaman kahve içmek, hal hatır sormak için uğrayanı, kızı-oğlu, torunu torbası, çoluğu çocuğu, gelini damadı, geleni gideni hiç ama hiç bitmezdi. Herkesin kendine yer bulabileceği kadar büyük değildi oysa. Bizim o zamanlar oturduğumuz dedeme ait olan konak o evin 2 katı büyüklüğündeydi. Ve o evin de kaderi diğeriyle aynıydı. Babaannem hem kendi evinin kadını, hem diğer evin geliniydi. Hem kendi evini; sofrası her daim kurulu olacak vaziyette tutar, hem diğer evi yine her daim kontrol ederdi. İki ev arasında gider gelirdi. Gök gürlediği zamanlarda, annemden korktuğum zamanlarda, yaramazlık ettiğim zamanlarda eteğinin taa altına sığındığım, şefkatinde hayat bulduğum, hayat bulduğumuz, merhameti herkese yetecek kadar çok olan, koca yürekli örnek kadındı. (bir gözyaşı molası :'(  ) (Hepsine gani gani Rahmet etsin Rabbim)
     Nerden nerelere geldik, iyimi? Sözün özü galiba yazılacak olanlar da tıpkı yaşayacak olanlar gibi hayat bulacaklarsa buluyorlar. Öyleyse söylenecek sözü olanlar buyursunlar, söyleşelim, konuşalım, dinleşelim. Nasılsa baki kalan bir hoş sadaymış bu alemde. Bir de güzellikler galiba...

4 yorum:

  1. Tüylerim diken diken oldu ablacığım bu satırları okurken... Şu an gırtlak kanseriyle mücadele eden bir yengem, meme kanseri ile mücadele eden bir yengem daha artı 85 yaşın üzerinde hergün muntazaman hastaneye kaldırılan bir babam var... Psikolojim o kadar bozukki... Bunlara en az benim kadar üzülüp bi anda pazar günü ellerimde tansiyonu 20 ye yükselen bi annem var... Yazıların, anıların o kadar güzel ki oratokul ve lise yıllarımda okumaya doyamadığım romanlarımı anımsatıyor bana.. Sonrasında ne oldu ise roman okumayı bıraktım, üniversitede derslerim genelde hukk ağırlıklı olduğu için, yanında bir de kitap okumaya vakit ayıramadım.. Ders kitaplarını okumaktan yoruluyordum çünkü.. Üniversite sonrasında da kitap okuma eğilimimin azaldığını , senin satırlarını okuyunca da özlediğimi hissettim. Çok karmakarışık bir yorum oldu ama bunları söylemek geldi içimden... Sağıkla kal ablacım...

    YanıtlaSil
  2. Sübacım Allah hepsine şifalar versin, bence kendini rahatlatacak birşeyler bul, çünkü bizler hayatın akışına müdahale edecek güce sahip değiliz. Hepimiz geliyoruz, misyonumuzu tamamlayıp, bir şekilde Yaratıcıya döneceğiz. Aslolan burdan öbür tarafa yükümüzle değil güzel amelimizle gidebilmek. Olacakların önüne geçilmiyor çoğu zaman. Ben de kitap konusunda daldan dala konuyorum, biyografi çok seviyorum, okumak beni rahatlatıyor, mutlu ediyor. Belki de çok okuduğum için şu anda böyle yazıyorum bilmiyorum. Kendime sınır koymadım zaten, içimden ne gelirse, canım ne isterse onu yazacağım. Ta ki yazabildiğim kadar. Beğenmen beni çok mutlu ediyor. Aslolan benim için yazarken mutlu oluyorum, okunmak da bonusu. Ve bir çok ülkeden okunduğunu görünce de çook mutlu oluyorum. Başta sana ve tüm okurlarıma gönülden sevgiler. Annen baban ve akrabaların için şu mübarek cuma saatinde Rabbim şifalar versin tekrar.

    YanıtlaSil
  3. Nihayet okuyabiliyorum yazılarınızı... Hayırlı olsun blogunuz.
    Hayırlı cümleler kurmayı ve hayra vesile olmayı nasib etsin rabbim.
    Ne güzel çocukluk anısıdır bu... Siz sık sık yazın çocukluk anilarinizi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, beni mutlu ettiniz, evet yazmaya çalışacağım inşallah... Blogger olmak çok farklıymış, siz daha iyi bilirsiniz

      Sil