Google+ Followers

27 Aralık 2013 Cuma

HÜRMET


     İlk çocukluk yıllarımı yaşadığım, ve karakterimin şekillendiği bu ahşap bağdadi tarzında inşa edilmiş olan konağın 2. katındaki koridorun solunda, sokağa ve yandaki meyve bahçesine bakan iki pencereli, içinde banyosu ve küçük bir dolabı olan (annem orayı mutfak olarak kullanırdı) kuzey batı cepheli odanın bugün aklımda kalan en belirgin özelliği genelde soğuk olmasıydı. Oysa kuzenlerime ait olan merdivenin başındaki bizim karşı çaprazımız olan ve arka bahçeye bakan  odaysa her zaman ışıklı, güneşli ve sıcak olurdu. Galiba her zaman çok üşüyormuşum ki mekanlara ait ilk aklıma  gelenler sıcaklık ve gün ışıkları... Bizim odanın karşısında halalarımın kaldığı alt katında yanan sobanın etkisiyle her daim sıcak olan odada kızların çeyiz sandıkları, kılık kıyafetleri, ferforje başlıklı demir karyolaları, yerde el dokuması bir kilim, büyük çiçekli güllü perdeli, sokağı ve konağın ön bahçesi ile girişini daha iyi gören pencereleri ile bizim için tam bir cazibe merkeziydi. Halamlar bizden 3-4 yaş büyük oldukları için bizimle akran gibiydiler ve inanılmaz komik şeyler anlatır bizi kahkahaya boğarlardı. Bazen gece yarılarına kadar sohbet kahkaha bitmez, bizi bir türlü odalarımıza postalayamaz, yere bir yatak serip gece odalarında kalmamıza izin verirlerdi. Amcalarımın kaldığı merdivenin sağındaki diğer odalara nazaran küçük olan odaysa bizim gidip, gizlice tahta bavullarını karıştırıp, oyun kağıtlarını, kartpostalları, mizah dergilerini, resimli duvar takvimlerini arakladığımız genelde dağınık, soğuk, pantolonların, ceketlerin, gömleklerin havada uçuştuğu, sigara kokan, penceresinin önünde kocaman bir ayva ağacı olan manzarası en güzel odalardan biriydi. Ama bu odanın bir enteresan yanı daha vardı ki o da sakinlerinin tamamen apayrı dünyaların insanı olmasıydı. Yine bizlerden 7-8 yaş büyük olan amcaların birisinin gayesi Kur'an ezberlemek, ezan okumak, imamı büyük amcam olan camide fahri müezzinlik yapmak olan, büyük halamın bile "baban minareden mi düştü mübarek" diye arada bir takıldığı  küçük amcamın aksine, diğer amcam da bir o kadar serseri ruhluydu. Ne huy olarak, ne şekil olarak birbirlerine benzemezlerdi :) Bazen küçük amcam oda arkadaşına tahammül edemez geceyi kızların bütün homurtularına aldırmadan onların odasında geçirirdi. Bu katta hayat tamamen disiplinden uzak, oldukça renkli ve hareketli geçerdi. Çünkü babaannem ve dedem bu kata genelde pek çıkmazlardı. Ama alt katta hayat yukardaki kadar güllük gülistanlık değildi. Babaannemin, halamlara, amcamlara, annemlere evdeki yetişkin herkese yapacakları iş tarifleri, vazife paylaşımları olurdu. Biz bile bu paylaşımın dışında değildik Kardeşlere göz kulak olmak, beşiğini sallamak,  sonra mesela benim  şimdiki evlerde olmayan  bizim çocukken "pabuçluk" dediğimiz dış kapının iç kısmında küçük bir sahanlık şeklinde  ayakkabıların çıkarılıp, raflara dizildiği yeri temiz tutmak gibi bir görevim daha  vardı. Valla  bana göre epey külfetli bir görevdi :)  Şimdi ben de evimde böyle bir görevli olsun çok isterdim. Ne mi yapardım? Önce dışarıdan gelen kişinin ayakkabıları çamurdan, toz topraktan arındırılıp ev halkıysa rafa kaldırılır, sonra zemindeki çamurlar oraya mahsus yapılmış olan demir kürek gibi bir aletle temizlenir, sonra süpürülüp paspaslanır, misafir varsa ayakkabıları hemen çevrilir, ayakkabıların uçları dış kapıya bakılı durur vaziyette muntazaman dizilir, yeni gelen biri olursa kalkılıp bu görev tekrar ifa edilir, en sonunda da sahanlıktan koridora geçilen yeri paspaslar oraya da dökülen toz toprak, çamur varsa arındırırdım. Neyse ki babamın anlatmasına göre daha şanslıymışım, mesela dedemler çok daha eskiden atlı gelen misafirin atlarını misafir ahırına bağlamadan turlatıp atların hararetini attırmak, sonra da misafir ahırında beslemek gibi bir görevleri varmış. Duyunca çok gülmüştüm atın da harareti mi olurmuş, misafir at ahırı da mı vardı diye. Şimdikiler de benim bu "pabuçluk" vazifeme gülüyorlardır eminim. :))) Ama ne yapalım o zamanlar bunlar önemliydi ve aynı zamanda misafire hürmetin de bir göstergesiydi. Daha önce de bahsettiğim gibi Güllü Bahçe bu evlerin onca kalabalıklığının yanında  asla misafiri bitmez, buna rağmen de misafire asla hürmetsizlik ettirilmezdi. Babaannemin hayatında özellikle kadınların ilk görevi galiba iyi bir teşrifatçı, ve ikramcı olmayı becerebilmekti. Annemler hatırlıyorum da pişirip taşırmaya, sofralar kurup kaldırmaya yetişemezlerdi. Bir de bu kalabalığın kışlık kiler hazırlıkları olurdu ki evlere şenlik :)  Daha sonra belki bunlardan da bahsederim size. Şimdi aradan sadece otuz küsur yıl geçti ama her şey, her şey ne kadar değişti. Bu gün bizim bir çok davranışımız çocuklarımız tarafından anlaşılamıyor. Ne kadar anlatmaya çalışsak da galiba yaşanmadan olmuyor. Değil gelen misafirin ayakkabılarını temizlemek, abdest için ibriğe ılık su hazırlayıp abdestten sonra omuzunda temiz misafir peşkiri, elinde gül suyuyla  beklemek bugünküler kendi ayakkabılarını temizlemekten acizler... Nerden nerelere... Hürmet edeniniz çok olsun efendim, bir dahaki postta görüşmek üzere...
 
                                                

6 yorum:

  1. Tahayyülümde osmanlı donemi beliriyor sizi okurken. Hangi yıllarda yaşadınız bu anıları? Duygusal ve anılarına sahip çıkan biri olarak lütfen yazmaya devam edin çocukluk hatıralarınızı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1970 li yıllarda babaannem, dedem, halalarım, amcalarım ve kuzenlerimle yaşadığım çocukluk anılarımdan bahsediyorum. Evet gerçekten o zamanlar farkında değildik, bunlar normal, olağan şeylermiş zannediyorduk fakat daha sonra anladık ki o konakta Osmanlı kültürü yaşanılıp, öğretiliyormuş. Bugün bildiğim tüm sofra adabını dedem öğretmişti bize ve biz nasıl küçükken bu adaba riayet etmişsek, O'da son nefesine kadar buna titizlikle uydu. Hayatının son yıllarında elleri titrediği için, pirü-pak olduğu halde yaşlıyım ben kimsenin iştahını kaçırmaya hakkım yok diyerek tüm ısrarlara rağmen yemeğini yalnız yemeyi tercih etti. Abartısız 3-4 yaşındaki torun çocuklarına bile hürmette kusur etmedi. Nur içinde yatsınlar. Ve ben onları asla unutamıyorum. Bugün de hatıratımdan bir şeyler karalarken onlarla yeniden yaşıyor gibi oluyorum. Siz de okuyup, beni taltif ettiğiniz için benim için eşsizsiniz. Çok ama çok teşekkür ederim sevgili @anneyuregi.blogspot.com

      Sil
    2. Ne güzel...
      Rabbim ahirette kavuştursun sizleri.
      Dedeniz çok mübarek bir zât imiş. Mekanı cennet olsun.
      Ne mutlu ona ki, ardında kapanmayan bir amel defteri bırakmış.

      Sil
    3. Canım benim Allah razı olsun binlerce... Rabbim hepimizi sevdiklerimizle cennette buluştursun inşallah... Güzel yorumlarınız için nasıl minnettarım bilemezsiniz. Allah'a emanet kardeşim...

      Sil
  2. ablam ne kadar da güzel büyü bir aileye mensupmuşsun :) Ben de büyük bir ailede doğdum ancak ben yetişene kadar ailemizdeki büyüklerimizi kaybetmişiz. Bu tür ailede yetişmiş olabilmenin mutluluğu bir yana sana kattıklarını düşenemiyorum. Ayrıca gözlem yeteneğin de çok kuvvetli , bunları yaşıyor olmanın yanı sıra yazya dökebilmek de ayrı bir maharet istiyor. Ziyadesiyle sen de mevcut :) Yazını dün gördüm fakat okumak bu saate kısmet oldu zira ofiste sabah 8 den beri süregelen bir elektrik kesintisi mevcuttu, halloldu ve yazın aklımdayken okumak istedim. Ne de güzel yapıyrsun, tadında cümleler kuruyorsun, bizi eskilere götüryorsun, adeta bir hikaye okuyormuşcasına keyif alıyorum. Kalemine kuvvet :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sübacım yine çok güzel sözler edip beni mutlu ettin ya Allah da seni sevindirsin inşallah canım. Sen sevdiğin için böyle güzel bakıp görüyorsun. Güzel kalpli kardeşim benim. Siz nasıl keyifle beni okuyorsanız ben daha büyük keyifle sizi okuyorum, bekliyorum ;) Allah'a emanetsin güzel kardeşim...

      Sil